Bu içerik tarafından oluşturulmuştur.

Kazan – Kazan Patolojisi

Arada kaybetmeli insan. Hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, umutsuzluklar ve çıkmazlar yaşamalı. Her şeyin yolunda, rayında gittiği bir hayat kadar kâbus dolu bir durum olamaz bir insan için. Ne yapsa kazanan, neye elini atsa beceren ve böylelikle isteyip de elde edemeyeceği hiçbir şey kalmamış olan bir insandan daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. 

Evet, insan hayatı bir mücadele içerisinde geçmelidir ve ömrünün sonuna kadar elde etmeyi arzuladığı her şeyi elde edememelidir. Mutlaka yarım kalan hikâyeler, hedefler olmalıdır. Beklentisiz kalmamalı, hayata dair başarabileceği her şeyi mümkünse başarmamalıdır. Neden? İnsan yaratılış gereği sürekli daha fazlasına yönelen, isteyen bir yapıda. Bu yüzden sahip olduğuna ne kadar zor ulaşmışsa o kadar bağlı, ne kadar kolay ulaşmışsa o kadar çabuk vazgeçebilecek bir kafadadır.

“Kaybedebileceği hiçbir şey olmayan insanlardan sakının, her şeyi yapabilirler,” derler. Doğrudur ancak kazanabileceği daha fazla hiçbir şey kalmamış olandan da sakının, yapabileceklerini akıl sır erdiremezsiniz. Yedi sülalesine yetecek kadar büyük bir servete sahip olan bir insanın daha fazlasına sahip olabilmek için giriştiği hırs neyle açıklanabilir? Daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha konforlu bir yaşam, daha kaygısız bir hayat… Bunlar pekâlâ kabul edilebilir, hoş görülebilir, takdirle karşılanabilir. Ya sonrası? Hedeflerin bir türlü bitmemesiyle mi? Yoksa hep daha fazla, daha büyük ve en büyük olma patolojisiyle mi? Elindekileri büyüttükçe büyüyen ego, büyüttükçe tatmini zorlaşan ego birbirini besleyen iki kirli damar olmasın sakın?

Peki ya yine sahip oldukları yedi sülalesine yetecek bir servete sahip olan birinin sırf daha fazlasına sahip olabilmek için şerefinden, haysiyetinden bile ödün verebilmesini nereye koyacağız? Hangi psikolojiyle anlatabilirsiniz, köşklerinin, yatlarının, katlarının, eşine aldığı pahalı mücevherlerin konuşulması ile kendini büyük görenlerin ve tatminlerini ancak bu biçimde sağlayabilenlerin sırf bunlar için hırsız, uğursuz, ahlaksız olarak anılabilmeyi göze almasını?

Ne zaman bu kadar umarsız olabildiler? Nereden, hangi aşamada başladılar? Hangi çocukluk veya gençlik döneminde yaşadılar bu tedavisi imkânsız travmaları? Zamanı da önemli değil. Çünkü bir kez girdi mi pislik insanın kanına, bir daha iflah olmuyor asla.
Cem Karaca, “Oğluma” diye seslendiği parçasında şöyle açıklıyor:

“Sultan Süleyman’a kalmamış
Ha babam dönen şu dünya
Babanın tapulu malı olsa
Kefenin cebinde yer yok ya
Papazın eşşeğini kovala dur
Ali’nin külahını Veli’ye uydur
Aldat dur aldan dur
Oğlum hayat bu mudur?”

Yoğun veya nadir rastlanması açısından fark etse de coğrafi konumun etkisi nedir?

Haber şöyle; “4 milyar dolar serveti olan Çinli iş adamı Liu Han mafyalığa özendi. Karanlık suçlara karıştı, cinayetlere girişti. Sonunda gözaltına alınan Han idam cezasıyla yargılandı. Ağladı, sızladı, yalvardı hatta eski politbüro üyesi ve eski emniyet sorumlusu arkadaşları ile olan yakın ilişkilerini kullandı, Çin hükümetine 1.5 milyar dolar rüşvet teklif etti ama fayda etmedi.” Kazanamayacağı hiçbir şey kalmamış olan milyarder işadamı, aslında sahip olduğu tek şey olan hayatını idam sehpasında kaybetti.

Hangi psikolojiyle anlatırsınız? Kaybetmeyişin verdiği aşırı özgüven mi dersiniz, yoksa artık hedefi kalmamışlığın farkına vardırmadan sürüklediği derin çaresizlik mi?

Arada kaybetmeli insan. Kaybetmek güçlendirir. Her zaman olmasa bile çoğu kez hayata bağlar. Hayatı çekilir kılan da zaten mücadele arzusudur. Zaten sahip olabileceği her şeye sahip olanlar da yine insani bir his olan mücadele arzusu ve hayatta kalma içgüdüsü ile hareket ediyorlar kuşkusuz. Kimisinin yolu yol değil, kimisinin ruhu ruh değil. Ancak her anı yolunda giden bir hayat, insanı sürükleyebileceği noktalar açısından her daim tehlikelidir. Hem kendisi hem de etrafındakiler için. Yine aynı şarkıya gönderme yaparak bitirelim yazıyı:

“Sımsıkı sev sen ‘kaybetmeyi’
Bazen almadan da vermeyi”


FACEBOOK YORUMLARI


Tipsy Channel üzerinden yorum yapmak için oturum açmanız gerekmektedir.