Bu içerik tarafından oluşturulmuştur.

Sana Ateistim

Ben ki, Zeki Müren’e de inandım Ahmed Arif’e de, vişne suyuna da, yeri geldi şaraba da. En çok Allah’a inandım hatta ama o konuyu karıştırma.

Yeri geldi yoldan çıktım kabul, ama okuduk biz de bir şeyler, okuduklarımızın haritaları yamuksa, bu da mı bizim suçumuz yani, okuduğumuzun peşine gittik.

Okuduk ki inandık, ziyanda olan insana ilk oku emri gelmedi mi asra yeminler verirken?

Çok inandım da aslında, şimdi bitti inançlarım. Köşeyi döndük haziran, bütün çocuklar ölmüş. Sen de ölmüşsün sandım sonra, keşke inansaydım böyle kalsaydı diyorum bazen. İyi mi ettik be severek.

“Sevenler iyi bir şey de mi yaparmış”, derdi babam. Yazsam bir annem desteklerdi beni zaten, bir kere “çiçekler açtırdın kadın,” demiştim “gözlerimin balkonunda.” Öyle bir güldü, “bir daha söyle” dedi ki, dedim “anne, bir sen varsın be. Gel sana inanayım.”

Ama yetmedi işte, görüyorsun. Tuttum bir de sana inandım. Oldu mu hiç, kaşıntı tuttu işte. Zaten zar zor giden hayatıma fırtına oldu gözlerin, ha iyi mi oldu. Bir bakıma esti en azından, serinledik. Havalar kıyamet. Ama evi barkı da kaybettik, sokakları sahiplendik, bir elimizde bomonti, cebimizde öksüz yüreğimiz.

Ha değer miydi, bana değdi, inanır mısın öyle bir değdi ki; geçirdi elinin tersiyle, ağzım gözüm yamuldu senden sonra. Ama sana değdi mi dersek, inan bahar rüzgarı daha çok değmiştir saçlarına, sana değmedi, yanından bile geçmedi aşk. Umursamadın da zaten. Sanki ne gereği varmış gibi, ben yapamadım onu. Var mıymış gereği aslında, varmış be. Kendimi kaybetmem değer miydi bir anlık huzura dersen, çok daha fazlası.

Neyse işte, ben çok inandım. Tuttum bir de inandıklarımı topladım. Şimdi bir şarkı çalıyor, inanır mısın küfür edeceğim, oysa ne naifim bilirsin. Bu kadar mı karşılar insana anlamıyorum, anlattırmıyorlar da ağlattırıyorlar sürekli. Bir dakika, ben ne diyordum, hah; inandım. İnandıklarımın toplamı kadardım, biliyorum. Hala inanırım birçoğuna, rasyonalize olan kedilere mesela ve de malum. Sen dertlenince gözlerinden geçen gölgelere inandım, bütün o biraları tutuşuna inandım. Belki sen bilmedin gördüğün dumanı, belki ben göstermedim yangınlarımı. Dizi olsam, yönetmenim ol diye, ben kendim yayından kalkardım.

Neyse, inandım diyordum, çünkü inandım, inan en çok sana, en ilk sana, en son sana, Rab’den sonra, malum.

Sonra sen oturdun yanıma, üstünde bir bahar havası, saçlarında başka parmakların rüzgârı. Sesinde kuş tüyleri… Ellerini saklıyorsun, izlerini kaybetmeye çalışan bir katil gibi. Tülden eldivenler giyseydin de, o an zarifçe öldürseydin beni diye düşünmüyorum değil. Kendimle olan bu kavgada kendim kendimi döverken, söverken hatta gömerken, bir tek seni nasıl sevdim anlamıyorum. Bu kavgada ölen de öldüren de ben olurken içimden sağ çıkıp nasıl başkalarına öldün, ben anlamıyorum.

İnan, isteseydin ben varlığınla yokluğunu karşıma alır, “Bakın sizi mesafeler kere çarpar çırparım. Biz uzakken de güzeliz, hem varlık yoklukla, yokluk varlıkla sevgili. Var olduğun aslında yok olduğunun kanıtı, bakın felsefe yapmıyorum, bizi raht bırakın, biz seveceğiz birbirimizi. En uzaktan ve en yakından, en yabancıyken ve aynı kişiyken, seveceğiz.” derdim de, bir baktım saçlarının uçlarından şarkılar türemiş gitmelere dair. Bir bavul takmış koluna -ki tenin benim vatanımdır, sen bavulları sürmüşsün topraklarıma- bir baktım gidiyorsun.

Madem gidiyorsun, inançlarımın üstüne basıp, çarpılmaktan da korkmadan. Gidiyorsun, hatta Cemal Süreya, bakıyorum geliyor peşin sıra. Uyarlardan Turgut geliyor Tomris’i almış, on numara olmuşsunuz hikmetli bir Nazım da var, gidiyorsunuz. Tanıdığım en ünlü Onur da gidiyor iyi mi, gidiyorsunuz bavullara süngü çekmiş. Hayır, gidiyorsun sen herkesi peşine takıp, niye dönüyorsun uzaklar denen yerlerden sonra. Hem neresi bu “çok uzaklar”? Geliyorsan; aldıklarını, çaldıklarını, götürdüklerini de getirseydin yanında en azından.

Geldin de ne oldu, ateist oldum tenine.

Gelmeseydin, ben gizli gizli tapsaydım sırtına, olmaz mıydı?

İnançlı bir ateist olarak, kalbimde ikrar, dilimde inkar varken kalsaydım sürgünümde.

Sen geldin, o an

-Bahar da geldi, güneş de, kuşlar melekler de hatta.

-Biz,
ikimiz de inanmadık.
Yan yana oturduk o trafik sıkışıklıklarını bünyesinde ezmiş eski arabada.
Kokunu duyuyordum, gülüşün, ah ulan gülüşün ne güzeldi.
Gözlerimin ucu çarpıyordu boynunun çıplaklığına. Işık vurunca ne güzel olurdu tenin.

“seni özledim” dedin.
-Sesinde bir intihar sıcağı, dilinde bambaşka izler vardı.-
“ben özlemedim” dedim.
-Sesimde bir yangının dumanı, özlemin en kor ve kör hali, en çok sensizliğe tapınmışlık varı.-
İlk kez aynı duyguyu hissettik seninle.
-Ben severken hiç sevilmedim.-
İlk kez aynı anda yalan söyledik.
-Bana seviyorum derken sen, o anlarda ben hiç yalan söylemedim.-
Ve o an ikimiz de birbirimize inanmadık.
İlk kez ateist oldum tenine ben açık açık,
hem de o an tapmamak için kafamı duvarlara vururken.
Keşke gelmeseydin de, ben aynı kalsaydım,
Reddetmeseydim tenindeki secde çağrılarını.
Sonra ben teninle kavgadayken, “hiç değişmeyeceksin” dedin ya, indin arabadan.
-Bir savaş kaybedildi, içten fethedildi kalelerim.-
“öperdim” dedim arkandan,
“sonsuz gidişinden de, uçurum gibi gülüşünden de
öperim de,
gelirim de peşinden aslında.
bakma, şimdi sarhoş bir ateistim.
Şeytana da meleği sevdirmezler.”

sikerler ya.

/ithafen: sa fanzin.


FACEBOOK YORUMLARI


Tipsy Channel kullanıcıları ne diyor?

Tipsy Channel üzerinden yorum yapmak için. oturum aç manız gereklidir.

Tipsy Channel üzerinden yorum yapmak için oturum açmanız gerekmektedir.